31 Aralık 2014 Çarşamba

HOŞ GEL,GÜZEL GEL,SEVDİKLERİMİZİ YANIMIZDA BIRAK ÖYLE GÜZEL GİT 2015

2015 hepimize güzellikler getirsin, mutluluk getirsin, neşe, sağlık ve huzurla dolu geçsin ama en önemlisi hayatımızda olan güzel insanları bizlerden alıp götürmesin. Herkese Sevdikleriyle geçirebilecekleri güzel bir yıl diliyorum.




TAVUK VE HİNDİ SUNUMU ÖNERİLERİ

















29 Aralık 2014 Pazartesi

KIYMALI PATATESLİ RULO TEPSİ BÖREĞİ

Malzemeler
5 adet Yufka
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı sıvı yağ
Kavrulmuş susam ve çörek otu
Üzerine sürmek için yoğurt
İç Malzemeler
3 Adet orta boy patates
200 gr. dana kıyma
1 büyük boy soğan
Tuz,karabiber
sıvı yağ

Hazırlanışı
  • Öncelikle iç malzemeyi hazırlayalım, Kıymayı tencereye alalım kısık ateşte kendi suyunu salıp çekene kadar pişirelim
  • Soğanları yemeklik doğrayalım,suyunu çeken kıymaya ekleyelim, yağı da ekleyip soteleyelim
  • Soğanlar pembeleşmeye başlayınca soyup yıkadığımız patatesleri rendeleyelim, baharatlarını ekleyip pişmeye bırakalım
  • Tencerenin kapağını önce kapatalım pişmeye yakın açalım ki suyunu çekebilsin, pişen iç malzemeyi soğuttuktan sonra börek yapımına geçelim.
  • Yuvarlak bir tepsiye yağlı kağıt serelim
  • Süt ve sıvı yağı bir kasede karıştıralım, yufkaları oratadan ikiye keserek önceden hazırlayalım
  • Yarım yufkayı tezgaha serelim, yağlı karışımdan her yerine sürdükten sonra uzun kenarına iç malzemeden ekleyelim, rulo şeklinde saralım
  • Sardığımız yufkanın bir ucundan başlayıp içe doğru saralım, tepsinin ortasına yerleştirelim
  • Diğer yufkalara da aynı işlemi uygulayıp ortaya koyduğumuz böreğin etrafına sara sara bitirelim
  • Üzerine yoğurt sürelim, susam ve çörek otu serpip önceden ısıtılmış 175 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirelim
Afiyet Olsun


 Tarifim BU ADRESTE'de yayında bulunmaktadır.




28 Aralık 2014 Pazar

NİŞASTALI KURABİYE





Malzemeler

400 gr mısır nişastası
7 Yemek kaşığı un
7 Yemek kaşığı şeker
1 paket margarin veya tere yağı (oda sıcaklığında)
1 paket kabartma tozu
2 yumurta

Hazırlanışı

  • Margarini hafif eritelim ve üzerine şekeri ekleyelim iyice karıştıralım
  • Yumurtaları ekleyelim iyi dağılana kadar yoğuralım
  • Kalan tüm malzemeyi de ekleyip yoğuralım ( yoğurma işlemi ne kadar uzun tutarsak o kadar güzel kıvam elde ederiz)
  • Yoğurduğumuz hamuru 10 dk oda sıcaklığında dinlendirelim
  • Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp avucumuzda yuvarlayalım, yağlı kağıt serili tepsiye dizelim hafifçe üzerlerine bastıralım( çoook hafif)
  • Önceden ısıttığımız 170 derece fırında üzeri hafif pembeleşinceye kadar pişirelim.
Bu malzemeden yaklaşık 35 adet çıkıyor.

Afiyet Olsun

Bu güzel tarif için Kuzenim Didem'e Teşekkür ediyorum :)

23 Aralık 2014 Salı

BÖĞÜRTLENLİ PAMUK PRENSES TATLISI ( SÜTLÜ İRMİK TATLISI)


Malzemeler
1 lt. süt
7 Yemek kaşığı irmik
14 Yemek kaşığı Şeker
1 Yemek kaşığı Margarin
1 Kahve Fincanı Böğürtlen veya böğürtlen sos


Hazırlanışı
  • Böğürtlenleri yıkayıp kurutalım rondo da iyice çekelim
  • Süt, irmik ve şekeri pişireceğimiz tencereye alalım,karıştıralım
  • Orta ateşte çırpma teli ile sürekli karıştırarak kıvam alana kadar pişirelim
  • Kıvam alınca 3 dk kadar daha pişirelim ve ocaktan alalım
  • Margarini ekleyip kendi sıcaklığında erimesini sağlayalım, iyice karıştırdıktan sonra yarısını bir kaseye alalım
  • Tencerede kalan tatlıya daha önce rondo da çektiğimiz böğürtlenleri ekleyelim, mikserin en düşük derecesinde böğürtlenin rengini alana kadar çırpalım
  • Kek kalıbını veya kullanacağınız kalıbı sudan geçirelim kurulamadan kaseye ayırdığımız beyaz renkteki tatlıyı dökelim, üzerine de böğürtlen karışımlı tatlıyı dökelim
  • Üzerini düzeltip oda sıcaklığında soğumaya bırakalım, daha sonra üzerini kapatıp buz dolabına kaldıralım
  • Eğer düz bir kalıp kullanmışsak 2 saat sonra buz dolabından çıkarıp servis yapabiliriz ama kek kalıbı kullanırsak ve kalıptan düzgün çıkarmak istiyorsak bir gece buz dolabında bekletmemiz de fayda var :)
  • Kek kalıbında yaptığımız tatlıyı servis tabağına ters çevirip kalıba bir iki kez vurursak kolay çıkacaktır
  • Üzerini dilerseniz gıda şekeri, dilerseniz ceviz,fındık, hindistan cevizi ile süsleyebilirsiniz.


Afiyetle..


22 Aralık 2014 Pazartesi

Bu yılbaşı sımsıcak bir lezzet arayanlara: Pakmaya ile Fırında Elmalı Keşkül

Kış mevsiminin iyilik ve sağlık dolu meyvesi elmayı hepimiz tüketiriz de tatlısı pek alışkanlıklarımız arasına girmemiştir. Oysa Fırında Elma, kolaylığı yanı sıra, olağanüstü lezzetiyle de büyük küçük ailenizin her ferdinin, misafirlerinizin gözdesi olmaya adaydır. Hele buna küçük bir lezzet dokunuşu da eklerseniz...
İşte yakın bir zamanda denediğim Pakmaya ile Fırında Elmalı Keşkül böylesi bir tarif: İçinde az miktarda Pakmaya Buğday Nişastası var. Farkı yaratan da, Pakmaya’nın geleneksel Türk tatlıları serisinde çıkardığı mis gibi yoğun badem lezzetli Pakmaya Keşkül... Fırında elma ile buluşunca, tarçınla da süslenince gerçekten zarif bir tatlı oldu. Ve benim vazgeçilmez tarifler listemin ilk sıraları arasına girdi...

Pakmaya ile Fırında Elmalı Keşkül ve daha pek çok özel tarif için mutfaginyildizi.com ve Mutfağın Yıldızı Facebook sayfasını takip etmenizi mutlaka öneririm.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

7 Kasım 2014 Cuma

KAKAOLU ISLAK KEK ( SOSU YUMURTASIZ)



Malzemeler
3  yumurta (oda sıcaklığında)
1.5 su bardağı şeker
1 su bardağı süt
1 çay bardağı sıvı yağ
1 paket kakao
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Aldığı kadar un (2,5 bardak kadar)

Sosu için
2 su bardağı süt
2 yemek kaşığı yağ
2-3 yemek kaşığı toz şeker
1 paket kakao
1 paket bitter çikolata

Hazırlanışı
  • Yumurta ve şekeri mikserle yüksek ayarda 8 dakika çırpalım.
  • Diğer malzemeleri ekleyelim,karıştıralım
  • Kakao, un, kabartma tozu ve vanilyayı birlikte eleyerek ilave edelim. Düşük ayarda homojen kıvam alana kadar çırpmaya devam edelim. (akışkan bir hamur olacak tepsiye döker dökmez yayılacak)
  • Büyük boy borcam ( kare-yuvarlak veya dikdörtgen fark etmez) Borcamı margarinle yağlayalım. Ben dikdörtgen borcam kullandım.
  • Yağladığımız borcama harcı döküp yayalım
  • Önceden 170 derecede ısıtılmış fırında yaklaşık 40-45 dakika pişirelim
Sos Hazırlanışı
  • Kek pişerken küçük bir tencereye 2 su bardağı sütü koyalım
  • İçine parça parça çikolatamızı, şekeri, kakaoyu ve yağı ekleyelim ve sadece çikolatamızı eritecek kadar ılıtalım  
  • Fırından çıkan kekin ilk sıcaklığı geçince kürdanla üzerine delikler açalım ve sosun yarısını dökelim
  • Sonra kekimizi istediğimiz gibi dilimleyelim ve sosun kalanını dökelim
  • Soğuduktan sonra dilersek Hindistan cevizi ile süsleyelim ve servis yapalım. Ben Hindistan cevizi kullanmadım çünkü koyu renk olmasını tercih ettim.

Afiyetler Olsun


5 Kasım 2014 Çarşamba

MÌKRODALGADA BEYAZ PEYNÍR KIZARTMASI

Malzemeler
Beyaz Peynir
Toz biber, karabiber, tuz
Kekik (istege bağlı)
Zeytin yag
Yağlı kağıt

Hazırlanışı

  • Yağlı kağıdı mikrodalgaya uygun bir tabaga yayalım
  • Peyniri istediğimiz kalınlıkta ve şekilde dilimleyelim, yağlı kağıdın ortasına yerleştirelim
  • Peynirin her iki tarafına da baharatları ve yağı serpelim
  • Peynirleri yağlı kağıda saralım ve mikrodalgada 3 dk. Pişirelim.

Afiyet Olsun

3 Kasım 2014 Pazartesi

ZEYTİN YAĞLI KEREVİZ


Malzemeler

1 Soğan
2 Kereviz
2 Havuç
2 Patates
2 Portakalın suyu
2 Yemek kaşığı zeytin yağı
3 Yemek kaşığı sıvıyağ
isteğe bağlı tuz

Hazırlanışı
  • Kerecizleri saplarından ayırıp soyalım temizleyelim, havuç ve patatesi soyalım
  • Kereviz ve patatesi 4e böleren doğrayalım, havuçları enine uzun doğrayalın
  • Soğanı yemeklik doğrayıp sıvı yağda hafif kavuralım, pembeleşmesini beklemeden havuç ve patatesleri ekleyelim biraz soteledikten sonra kerevizi ekleyelim
  • 3-4 dk. Sebzeleri soteleyelim daha sonra portakal suyunu ekleyip kapağını kapatalım ve kısık ateşte pişmeye bırakalım
  • Yemek piştikten ve hafif ılıdıktan sonra 2 kaşık zeytin yağını ekleyelim ve soğuk tüketelim


Afitey Olsun

28 Ekim 2014 Salı

TAZE (YEŞİL) SOĞAN SALATASI

Dolap açılır oda ne ne marul var ne aysberk ne salatalık, ne roka, ne havuç offf çok fena.. :) 
Şaka bi yana cidden salata yapacak malzeme bulamayınca çıktı bu tarif ortaya, çoookta güzel oldu.

Ne yaptım
Taze soğan ve maydonozu ince kıydım, içine küp doğradığım domatesleri ekledim, boolll nar ekşisi ve bol sıvı yağ ekledim, tuz ve sumakta ekleyip iyice harmanladım ve ortaya bu güzel lezzet çıktı.

Valla ben bunu hep yaparım diyenler olacaktır elbet ama ben kendi adıma yeni keşfetmiş bulunuyorum :)



26 Ekim 2014 Pazar

YUMURTA DOLMASI


Kahvaltı yumurtasız olmaz evet ama her sabahta aynı şekilde yenmez ki ama değil mi



Malzemeler 2 yumurta için

 2 yumurta
2 tatlı kaşığı mayonez
Yeteri kadar tuz
Tozbiber
1 yemek kaşığı sıvı yağ
Çeyrek limonun suyu

Hazırlanışı
  • Yumurtaları haşlayalım, enine ikiye ayıralım, sarılarını çay kaşığı yardımıyla bir kaseye alalım.
  • Üzerine diğer tüm malzemeyi ekleyip çatalla ezelim ge krema kıvamına getirelim.
  • Dilersek krema torbası ile, dilersek kaşık yardımıyla yumurtaları dolduralım..


Afiyet Olsun

17 Ekim 2014 Cuma

MERMER KURABİYE



Malzemeler

1 paket margarin
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı pudra şekeri
1 paket kabartma tozu
2 yemek kaşığı kakao
Alabildiğine un
1 çay bardağı toz fındık
üzeri için pudra şekeri


Hazırlanışı
  • Margarini eritelim yoğurma kabına alalım, sıvı yağ, pudra şekeri, toz fındık ekleyelim karıştıralım
  • Alabildiği kadar unu ekleyerek yoğuralım bu arada kabartma tozunu una karıştırıp ekleyelim
  • Hamurun yarısını ayıralım, yoğurma kabında kalan hamura kakao ekleyelim, kakao iyice dağılana kadar yoğuralım
  • Fırın tepsisine yağlı kağıt serelim, her iki hamurdan eşit parçalar koparalım ve birleştirelim
  • Ben kakaolu hamuru üste gelecek şekilde yaptım
  • Hamurları birleştirince çok bastırmadan elimizde yuvarlayalım ve tepsiye dizelim
  • Önceden 170 derece ısıtılmış fırında 15-20 dk pişirelim.
  • Pişirme süresini kendi fırınınıza göre ayarlamanızı tavsiye ederim, ben turboya ayarlayıp 15 dk pişiriyorum
  • Kurabiyeler fırından çıkınca tamamen soğumasını bekleyelim, servis yapmadan önce pudra şekerine bulayalım veya üzerine serpelim.

AFİYET OLSUN

TAVA BÖREĞİ



Börek yapmak kadar kolay bir şey daha yok derdim hep ama bu tarif o kolay böreklerden de daha kolay


Malzemeler
3 yufka
Peynir, maydanoz
Toz biber
Tere yağı

Sosu için:
yoğurt ve sıvı yağ karışımı




Hazırlanışı
  • Yapışmaz bir tavayı tere yağ ile yağlayalım, yufkanın birini kenarları dışarıda kalacak şekilde tavaya yayalım, sostan döküp fırça yardımı ile yaydıktan sonra ikinci yufkayı içine büzerek yerleştirelim
  • Tekrar sostan sürelim ve iç malzemeyi her yere eşit şekilde dağıtalım
  • son yufkayı da büzerek yerleştirelim, sos sürelim, dışarıda kalan ilk yufka kenarlarını en üste yerleştirelim
  • Tavayı ocağa alalım, normal ateşte pişirelim, pişme esnasında tavanın kapağını kapatalım ki içi de pişsin
  • Böreğin altı pişince ters çevirmeden önce üst kısmını tere yağ ile yağlayalım, böreği kapağa ters çevirelim ve tavaya bırakalım
  • Böreğin her iki yanı pişince Servis tabağına alalım
  • Dilerseniz her iki tarafa biraz tere yağ sürebilirsiniz, ben öyle yaptım güzel oldu.
  • Eğer çıtır çıtır bir börek yemek istemiyorsanız, kapağı böreğin üzerinde bırakın öylece soğusun, hem daha yumuşak oluyor hem de su böreği tadında oluyor.

AFİYET OLSUN

13 Ekim 2014 Pazartesi

EN PRATİK GÖZLEME ( lavaş ile)



Malzemeler

Lavaş ekmek ( paketli olandan kullandım)
Tere yağı
İstediğiniz iç malzeme
 * kaşar,
*beyaz peynir maydanoz toz biber karışımı,
*ıspanaklı soğanlı iç
Patatesli soğanlı iç
Vb.

Ben kaşar peyniri ve patatesli iç kullandım.

Hazırlanışı

  • Lavaşın bir yüzüne tere yağı sürelim, yarısına iç malzemeyi yayıp diğer yarısını üzerine kapatalım,üzerine hafif bastıralım ki pişerken açılmasın
  • Teflon tavayı hafif yağlayalım 2 gözlemeyi bir anda alt üst yaparak pişirelim
  • Arada spatula yardımıyla üzerlerine bastıralım ki içi iyi pişsin.
  • İşte bu kadar. Bundan sonra yufka yerine yuvarlak lavaş kullanmaya karar vermiş bulunmaktayım, çünkü hem daha lezzetli hemde daha pratik.

Afiyetle

ETLİ TAZE FASULYE


Malzemeler
300 gr kuşbaşı et
1 kg taze fasulye
2 orta boy soğan
4 orta boy Domates
1 yemek kaşığı biber salçası
Bir tutam tuz
Tercihen üzerine karabiber
Yeterli miktarda sıvı yağ
1, 5 su bardağı et suyu veya sıcak su

Hazırlanışı
  • Fasulyeleri temizleyip doğrayalım, su dolu bir kaba biraz sirke döküp Fasulyeleri bu suda bekletelim.
  • Kuşbaşı etler eğer dana eti ise tencereye alıp suyunu salıp çekene kadar pişirelim, koyun eti ise önceden pişirmeye gerek yok, dana eti geç pişiyor ama koyun eti sebzelerin pişme süresince pişebiliyor.
  • Diğer yandan soğanlar ve domatesleri yemeklik doğrayalım.
  • Soğanları sıvı yağda hafif sotelendikten sonra etleri ekleyelim, soğanların rengi dönene kadar kavuralım, salça ekleyelim ve biraz daha kavuralım,
  • Fasulyelerin suyunu süzüp bir kez daha sudan geçirdikten sonra süzerek tencereye ekleyelim,
  • 3 dakika sürekli karıştırarak soteleyelim,
  • Fasulyelerin rengi değişince domatesleri üzerine yayıp suyunu ve tuzunu ekleyelim, pişmeye bırakalım,
  • Pişen yemeğimizi sıcak servis yapalım, dilersek karabiberi servis esnasında serpebiliriz.
Afiyetle..


9 Ekim 2014 Perşembe

İSTANBUL'DAN DOSTLAR GELDİ/ KAHVALTI SOFRAMIZ

Yine bir kahvaltı sofrası, yine güzel sohbetlerle dolu güzel iki insana ve şeker yavrularına hazırlandı bu sofra tıpkı
BURADA OLDUĞU gibi.. :) Yalnız burada küçük 2 şeker baby  yoktu daha  :)


4 Ekim 2014 Cumartesi

Mutlu Bayramlar

Sevdiklerinizle, sevenlerinizle Nice sağlıklı, mutlu, bol kahkahalı bayramlarınız olsun.

1 Ekim 2014 Çarşamba

ÇOCUKLAR VE BİZLER İÇİN EV YAPIMI TAHIL BAR



Eskiden okul önlerinde, günümüzde hastane önlerinde, otobüs duraklarında ve market raflarının en kuytu köşelerinde bir iki tane yer alan bar' lar var ya, onların içeriğini biliyormusunuz?  Onların orada bir iki tane durduğuna bakmayın, şeffaf ambalajla dikkat çekmeyip satılmadıkları için bir iki tane varlar ve uygun fiyatlılar ama artık yeni yeni şaşalı ambalajlarda, çook faydalı diye bas bas bağıran reklamlarda da varlar ve fiyatları hiçte uygun değil..
Neyse gelelim konumuza, fındık, fıstık, badem, kuru üzüm, kuru kayısı vs. Vs. Evet bunların ne kadar faydalı olduklarını biliyoruz ama bunları bir araya getirip kalıp oluşturmasını sağlayan glikoz fruktoz guargam hiçte faydalı değil, ayrıca içeriğindeki tüm faydayıda öldürür cinsten. Bu yüzden ne yapıyoruuuzzz. Bu mini barları evde kendimiz yapıp taze taze tüketiyoruz..


Yulafın içine elime geçen her şeyi karıştırdım diyebilirim.

Tüm malzemeler

Yulaf Ezmesi
Buğday Ruşeymi ( Rusheim)
Kavrulmamış Badem
Kavrulmamış Yer fıstığı
Kavrulmamış Fındık
Kavrulmamış Susam
Ceviz içi
Kuru Üzüm
Kuru Kayısı
Kuru Hurma
1 tane Muz



Tüm malzemeyi karıştırdım, fırın tepsisine yağlı kağıt serdim, malzemeden biraz alıp yağlı kağıt üzerinde şekil verdim ve 200 derece fırında 10 dk. Pişirdim.
Lezzet harika.. Yararına gelince resmen bir vitamin deposu oldu.
Sakın denememezlik yapmayın..


Afiyetler Olsun

30 Eylül 2014 Salı

ADANALILAR BU YAZIYA BAYILACAK :)

ADANA’NIN  SÖZ  VARLIĞI





Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın





Çocukluğumda Adana sokaklarında saklambaç oynarken kullandığımız iki sözcük hep dikkatimi çekerdi. Saklambaç oyununda ebe, duvara yüzünü dönerek gözlerini kapatır ve saymaya başlardı. Çoğunlukla elliye kadar sayılırdı. Ebe sayma işlemini “... kırk yedi, kırk sekiz, kırk dokuz, elli...” diye tamamladıktan sonra “Önüm arkam, sağım solum söbe !” der ve “Önde turna !” diyerek gözlerini açardı. Önde turna... Çocukluğumda bir türlü bu sözlere bir anlam veremezdim.  Saklambaç oyununda turnanın ne işi vardı, önde turna ne demekti ?  Bu sözcüklerin anlamını yıllar sonra çözdüm. Fransızca un deux trois  ‘bir, iki, üç’ sözcükleri Adana çocuk ağzında önde turna haline gelmişti.Dedem yazıya gider, kölgede dinlenir, suda çimer, hamamda hapbap ile dolaşır, kurnadan yunar, yunduktan sonra da tülü ile kurulanırdı. Bir gün ninem pencerenin aralığından kedi yavrusu içeri girdiğinde “Tahanıŋ gındırığından manıh dıhıldı !” diye bağırmıştı. Yaramazlık yapanlara tevge der, çok kızdığına da soyhası çıhasıca diyeilenirdi.  Suyumuzu bodiçten içer, evimizin haftalık yiyeceğini siptilliden alır,  yazın damda cibindirikte yatardık. Evimizde rendenin adı ilistir, elbisenin adı ise giyesi idi. Örtündüğümüz yorganın dikilmesi işine sırımak, sırınmış yorgana da sırıklı yorgandenirdi. Kolu kırılan, kolu çıkan sınıkçıya götürülürdü.  Babamın çiftçilik yaptığı yıllarda yaz tatilimi köyümüzde geçirirdim. Burada da sözcükleriyle farklı bir dünya karşıma çıkardı: Çiftliğin alış verişini yapan ve çalışanlara yemek pişirene babam evdeci derdi.Evdecinin yemek yaptığı yerin adı ise babamın dilinde aşkana idi.  Tarlada kazma dövenlere, pamuk toplayanlara ırgat, ırgatların başına elci, tarlanın sınırlarını belirleyen hendeklere him denirdi.Ve tabiî sokaklarda, mahalle aralarında, maçlarda duyduğum yakası bağrı açılmadık, gün yüzü görmedik Adana küfürleri...  Adana kabadayılarının feriştahlı, ciğerimli, bitirim ağzı konuşmaları... Sıcakların hüküm sürdüğü, rüzgârsızlıktan yaprakların bile kımıldamadığı yaz gecelerinde uzaktan yankılanan kabadayı naraları ve çoğu zaman ardından gelen tabanca takırtıları...Öte yanda yazın Toros Dağlarında yaylaya çıktığımızda dağlarda yaşayan  Yörüklerin konuşmaları, kullandıkları sözcükler. Şehirde ise Adanalı soylu  ailelerin Adana ağızlarından damıtılmış, ölçünlü (standart) Türkçeye yaklaştırılmış  söz varlığı...Soğuk kış gecelerinde anneannemin ağzından dinlediğim Şahmeran, Lokman Hekim, Köroğlu hikâyelerinin, Adana efsanelerinin, Adana masallarının beni içine çekiveren konuları ve büyülü söz varlığı... Dedemden, babamdan ve köyümüzdeki, mahallemdeki yaşlılardan dinlediğim menkıbelerin Adana ağızlarından sözcüklerin de yer aldığı  söz varlığı...Adana mutfağından yemek adlarının söz varlığı da dikkat çekici... İçli köftenin eklenmesiyle yapılan  analı kızlı, kuşbaşı için kullanılan tike kebabı, mercimek çorbalarımahluta ve  mırmırik, tutmaç, dul arvat çorbası, setikli ekmeği veya yuka (<yufka),sini köftesi, çintme ~ çiltme, silkme... Ve yaz günlerinin değişmez tatlısı bici bici vegarsambaç...Sözcüklerdeki ses değişmelerinin yanı sıra bu zengin söz varlığı çocukluğumda dikkatimi çekiyordu[1]. Bu sözcükleri genel Türkçenin söz varlığı içerisinde bulamıyordum. Radyoda dinlediğim programlarda bu sözcükleri duymuyor, okuduğum kitaplarda gazetelerde bu sözcükleri görmüyordum. Adana Türkçesinin söz varlığı ve genel anlamda Türkçe, dil bilgisi beni kendisine doğru çekiyordu. Bu ilgi ve merak beni yüksek öğrenim hayatımda da dil çalışmalarına yöneltecekti. Türk dili üzerine çalışmaya başlayınca bana çocukken yabancı gelen bu sözcüklerin bir bölümünün Türkçenin tarihî dönemlerinin söz varlığında bulunan sözcükler olduğunu, bir bölümünün Adana ağzında değişikliğe uğrayan alıntı sözcükler olduğunu öğrenecektim. Ölçünlü dildeki sözcüklerle birlikte bu ilgi çekici sözcükler Adana ağızlarının söz varlığını oluşturuyordu. Peki nedir söz varlığı ? Söz varlığı, en kısa tanımıyla kültürün aynasıdır. Bir toplumun yaşayışına, yaşayış şekline, hayata bakış tarzına, maddî ve manevî değerlerine, inançlarına kısacası kültürüne ilişkin ilk bilgileri söz varlığından elde edebiliriz. Söz varlığı toplumun konuştuğu dilin sözcüklerini, deyimlerini, hazır söz kalıplarını, atasözlerini kapsar. Bir dilin söz varlığı, aynı zamanda o dili konuşan toplumun kavramlar dünyası, dünya görüşünün bir kesitidir (Aksan 1996: 7).Bir toplumun yaşama tarzının yanı sıra, hangi uluslarla ne ölçüde ilişkiler kurmuş olduğu, nelere değer ve önem verdiği, nükteye olan eğilimi söz varlığının incelenmesiyle ortaya konulabilir. Her dili konuşan toplum, çevresini, çevresindeki olayları, gerçekleri kendisine göre algılamakta ve anlamakta, ana dilinde oluşmuş kavramlarla anlatmaktadır. Kısacası söz varlığı, dünyayı kendi dil penceresinden görmek, anlamak, yorumlamak, ve anlatmaktır (Aksan 1996:8).Yazı dilinin söz varlığının yanı sıra bölge ağızlarının söz varlığı da üzerinde durulması gerekir. Bölge ağızlarının söz varlığı içerisinde genel yazı dilinde bulunmayan sözcükler yaşayabilir. Dilin tarihî gelişmesi sırasında kullanıştan düşen sözcüklerin çoğu kez bölge ağızlarında yaşadığı görülür. Ölçünlü dilde yaşanan ses değişmeleri bölge ağızlarına yansımayabilir. Bu durumda ağızlarda kimi kez sözcükler ses yapısı bakımından eski biçimlerini koruyarak da varlığını sürdürebilir.Günümüzde ölçünlü Türkiye Türkçesinde bulunmayan binlerce kavram, Türkiye’nin değişik yörelerinde konuşulan ağızlarda karşımıza çıkar.  Bunların çoğu Anadolu halkının yaşamında önemli bir yer tutan tarımcılık, hayvancılıkla ilgili,  değişik yörelerde yaşayan gelenek ve görenekleri, doğa ve iklim olaylarını, yörelere özgü araç ve gereçleri yansıtan sözcüklerdir (Aksan 1996: 9).Her bölge ağzının olduğu gibi Adana ağızlarının da ilgi çekici bir söz varlığı vardır.Hiç şüphesiz bu söz varlığının ana katmanını Türkçe kökenli sözcükler oluşturur. Her dilde, her ağızda olduğu gibi Adana ağızlarında da alıntı sözcükler bulunur. Alıntı sözcüklerin kaynağı genellikle Arapça, Farsçadır. Daha az olmakla birlikte Fransızca, Rumca, Ermenice, Rusça, İngilizce gibi çeşitli dillerden de alıntı sözcükler söz varlığında bulunmaktadır. Bu sözcüklerin büyük bir bölümü ölçünlü dilde de bulunmaktadır. Ancak ölçünlü dilde bulunmayan alıntı sözcüklerin varlığı da söz konusudur.Bu sözcükler içerisinde  bugün ölçünlü dilde kullanılmayan ancak Türkçenin tarihî dönemlerinde kullanılmış arkaik sözcükler dikkati çekmektedir.  Dışarıdan bir kimsenin kolayca anlayamayacağı bu sözcüklerin kaynağını Eski Türkçe (VII.-XIII. yüzyıllar),  Eski Anadolu Türkçesi (XIII.-XV. yüzyıllar) gibi Türk yazı dilinin çeşitli tarihî dönemlerinde bulmaktayız.Bayahtan gomşunun gızını gördüm ‘Az önce komşunun kızını gördüm’  cümlesinde ‘deminki, az önceki’ anlamlarında kullanılan bayaktan ~ bayahtan ‘az önce, biraz önce’, ‘az önceki’ anlamında kullanılan bayākı, sözcüklerinin kökünü Türk yazı dilinin tarihî dönemlerinde bulmaktayız:Bayakı beş ujak ‘Az önceki beş harf’ (Eski Uygur Türkçesi – TT,  V/8)Baya keldim ‘Az önce geldim’ (Karahanlı Türkçesi – DLT, I, s. 37)Adana ağızlarında böbü ~ böğü şeklinde kullanılan sözcük, ‘zehirli ve büyük örümcek’ anlamındadır. Bu sözcüğü Kâşgarlı Mahmud’un ünlü eseri Divânu Lugat-it-Türk’te böğolarak görüyoruz. Kâşgarlı bu sözcüğün anlamını ‘bir çeşit örümcek’ olarak vermektedir (DLT, III, s.131).XIV. yüzyıl metinlerinden Yadigâr-ı İbn Şerîf’te sözcük böy şeklinde geçmektedir: Yılan sokdugına ve akreb sokdugına ve böy sokdugına faide ide. (YİŞ, 114-2)XVII. yüzyıl metinlerinden Camiü’l-Faris’te ise sözcük bö olarak yer almaktadır: Bödidükleri agulu böcek ki Arabca rüteylâ ve rüteyded dirler. (CF, 51-2)Bu sözcüğün kökünün böcek sözcüğünün kökü ile birleştiğini sanıyoruz.  Adana ağızlarında ‘yüzmek’ anlamında kullanılan çimmek sözü eski Uygur Türkçesi metinlerinde çömmek şeklinde ve ‘yüzmek, suya dalmak, suda batmak’ anlamlarındadır. Divânu Lugat-it-Türk’te  çömmek şeklinde ve ‘yüzmek’ anlamında geçen şekil muhtemelen çimmek fiilinin eski şeklidir: Suwka çömgen er. ‘Suda yüzen adam’ (DLT, I, s. 401)Evliya Çelebi’nin ünlü Seyahatnamesinde ise sözcük çimmek şeklindedir: Bunda dahı cümle dilberan mah-ı temmuzda deryada çimerler. (EÇS, s.477)Kırık ve çıkık tedavisi yapan halk hekimleri Anadolu’da başka yöre ağızlarında olduğu gibi Adana ağızlarında da sınıkçı olarak adlandırılır. Bu sözcüğün kökü olan sımaksözcüğünü biz ilk yazılı kaynaklarımız olan Orhon Yazıtlarında (VIII. yüzyıl) buluruz:Meniŋ sabımın sımadı. ‘Benim sözümü kırmadı’ (OA, s. 6-7)Ol tegdükde Bayırkunuŋ ak adgırıg udlukın sıyu urtı. ‘O hücum ettiğinde Bayırku’nun ak aygırını, uyluğunu kırarak vurdular.’ (OA, s. 22-23)XIV. yüzyıl Anadolu Türkçesi metinlerinden Tebareke Tefsirinde sımak sözü yine kırmak anlamındadır:Urdılar, ayagın sıdılar. ‘Vurdular, ayağını kırdılar.’ (TT, 12/2)Sınıkçı sözcüğünün yapısı <sı-n-ı-k+çı şeklindedir. Bu sözcüğün gövdesi olan sınık sözcüğünü Eski Anadolu Türkçesi metinlerinde sınuk ~ sınuh şeklinde görmekteyiz:Elindeki süŋüsi sınuk oglan... ‘Elindeki mızrağı kırık  oğlan...’ (DK, 247)Sözcüğün Adana ağızlarında bir deyimde de saklandığını görürüz. Gırıp sırmakşeklindeki deyim (sarmak sözcüğünden ses değişmesi yoluyla oluşmamışsa) elde avuçta olanı satıp savarak bir işi gerçekleştirmek anlamındadır: Gırıp sırıp oğlanı everdik. ‘Elde olanı satıp oğlanı evlendirdik.’  Kâşgarlı’nın eserinde ‘sık dikişle dikmek’ anlamında geçen sırımak sözcüğü (DLT, III, s. 262) Eski Anadolu Türkçesinde ‘sağlamca dikmek’ anlamını da kazanmıştır.  Bugün Adana ağızlarında sırımak sözcüğü sadece yorgan dikmek anlamında kullanılmaktadır.Adana ağızlarında ‘ova; tarla’ anlamlarında kullanılmakta olan yazı sözcüğünü de ilk yazılı kaynaklarımız olan Orhon Yazıtlarında buluruz. Orhon Yazıtlarında yazı ‘ova’ anlamındadır:İlgerü Şantuŋ yazıka tegi süledim. ‘Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim.’ (OA, 2-3)Anadolu sahasında da bu sözcüğün pek çok eserde geçtiğine tanık oluruz. XIII. yüzyılda Yunus Emre bir şiirinde şöyle diyor:Dag u yazı kamu gulgule doldı

Kime cennet kime arasat oldı.

‘Dağ ve ova gürültüyle doldu, kimisi cennete, kimisi arasata gitti.’ (YED, 14)Adana ağızlarında yumuş ‘hizmet’, yumuş uşağı ‘hizmetçi’ anlamlarında kullanılan sözcüklerdir.  Bu sözcüğe de Türkçenin tarihî dönemlerinde aynı anlamda rastlamaktayız. Kâşgarlı’nın ünlü sözlüğünde ‘elçi’ anlamı da verilmiştir: Ol yumuşka birtem bardı. ‘O –sanki hiç dönmeyecek gibi- uzun bir müddet elçiliğe gitti.’ (DLT, c. I, s.484). Eski Anadolu Türkçesi metinlerinde de yumuş ‘iş, hizmet, ödev, vazife’ anlamlarında kullanılmıştır:Olar kim olalar can yumuşında... ‘Onlar ki can hizmetinde olurlar...’ (YED, 41) Adana ağızlarında kullanılmakta olan çiğit ‘pamuk çekirdeği’ sözcüğünü Divânu Lûgât-it-Türk’te de bulmaktayız. Kâşgarlı Mahmud, bu sözcüğü Argu Türklerinin kullandığını belirtmiştir (DLT, I, s. 356).Pek çok bölge ağzında olduğu gibi Adana ağızlarında da ‘geçen yıl’ anlamında kullanılan bildir ~ bıldır da Eski Anadolu Türkçesinde bıldır ~ bıldur şekillerinde ve aynı anlamda kullanılmıştır (TTS, I, s.538).İnsanları düğüne davet etmek için gönderilen armağan Adana ağızlarında okuntu olarak adlandırılır. Bu sözcüğün kökenini de Türk yazı dilinin derinliklerinde buluruz. Eski Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesi dönemlerinde okımak şeklindeki bu sözcük ‘çağırmak, yüksek sesle çağırmak’ anlamındadır. Davetiye işlevindeki bu armağan, insanları düğüne çağırmak işlevini görmektedir.‘Bez’ anlamındaki çapıt ~ çaput sözcüğü ise  eski Türkçe metinlerinde çapgut şeklinde karşımıza çıkar. Eski Türkçedeki çap- fiilinden türediği sanılan (EDPT, s. 396) çapgut sözü için Kâşgarlı Mahmut bez, şilte anlamını verir (DLT. I, s.451).Taş dibek Adana ağızlarında soku olarak adlandırılır. Bu sözcük ‘dövmek’ anlamındaki eski bir sözcük olan sok-‘tan gelişmiştir. Çağdaş Türk lehçelerinde bu kökün ‘dövmek’ anlamında saklandığını biliyoruz (Eren 1999: 373).Adana Türkçesinde tabu sözcükler de dikkati çeker.  Ürkütücü varlıkların, vahşi veya tiksindirici hayvanların adlarının anılmasıyla onların çağrılmış olacağı şeklindeki çok bir eski inanış halâ halk arasında yaşamaktadır. Belâ sözcüğünün anılmasıyla yedi mahalleye belâ geleceğine inanılır. Bu yüzden belâ sözünü anmak, belâ okumak hoş karşılanmaz. Yine Kozan ağzında domuz için dağda gezen sözü kullanılır (Tamdoğan-Yiğenoğlu, 90) .Ağızların söz varlığı üzerine yapılacak çalışmalarda dilimizin söz varlığına Türkçe kökenli yeni sözcükler kazandırmak mümkün olabilir. Bu yönden ağızların söz varlığı önem taşımaktadır. Söz gelimi ölçünlü Türkiye Türkçesinde plâj sözcüğünün yerini Adana ağızlarında kullanılan ve bu yazıda değinilen çimmek fiilinden türetilmiş çimek sözcüğü alabilir. Nitekim bu sözcük Kozan ağzında kullanılmaktadır (Tamdoğan-Yiğenoğlu, 87).

Adana ağızlarındaki Türkçe kökenli sözcüklerin bir başka dikkat çekici boyutu Anadolu ağızlarının Türk lehçeleri ile ilgisini, bağlantısını ortaya koymasıdır.  Sadece bu yazıda söz konusu edilen sözcükler ele alındığında bile ölçünlü Türkiye Türkçesinde kullanılmayan Türkçe kökenli sözcüklerin çağdaş Türk lehçelerinde kullanıldığı görülür: Yukarıda değinilen sözcüklerden bıldır, cibin, çiğit, sırı-, sınık, tike, yazı, yu-, yumuş sözcükleri bugün Kafkasya’da, Türkistan’da hatta Sibirya’da yaşayan Türk halklarının söz varlığında, küçük ses değişiklikleriyle de olsa,  canlı bir şekilde yaşamaktadır.  Bu durum, Türk lehçeleri arasındaki karşılaştırmalı çalışmalarda Anadolu ağızlarının ses bilgisi, şekil bilgisi, söz dizimi, anlam bilgisi ve söz varlığının da dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Söz varlığı içerisinde hiç şüphesiz alıntı sözcükler de vardır. Coğrafî yakınlık sebebiyle Arapça sözcükler Adana ağızlarında alıntı sözcükler arasında dikkati çeker. Bu gün ölçünlü dilde kullanılmayan ‘deve veya katırın sırtına konulan ve iki kişinin oturabileceği büyüklükteki sepet’ anlamındaki Arapça mihaffe ~ mahaffe sözcüğü, Adana’da bir semt adında (Mahfesığmaz) yaşamaktadır.  Adana ağzında çoğu kez Maffassığmaz olarak söylenen  bu semtin adı, eskiden burasının ormanlık ve çalılık olmasından kaynaklanmaktadır. Sık çalıların arasından deve, katır geçebilirmiş ama üstlerindeki mahfegeçemezmiş. Bu yüzden bu semtin adı Mahfesığmaz olarak kalmıştır.

Güney Adana’daki Kanara semti de adını buradaki mezbahadan almıştır. Arapçakınnâre ‘kesim evi, mezbaha’ sözcüğü pek çok bölge ağzında olduğu gibi Adana ağızlarında da kanara halini almıştır.

Çeyrek, dörtte bir anlamındaki urup sözcüğü bir Arapça alıntıdır. Arapça rub’ ‘dörtte bir, çeyrek’ anlamındaki sözcüğün ön sesinde türeme ünlü türemesi olmuştur. Türkçede ön seste /r/ bulunmadığı için bu şekildeki ünlü türemesi olayı (irezil, Iramazan vb...) diğer bölge ağızlarında olduğu gibi Adana ağızlarında da yaygındır.

essah, esahtan ~ essahtan ~ esattan şekillerinde kullanılan ‘gerçek mi, gerçekten mi, doğru mu’ anlamlarındaki sözcük, Arapça ‘en doğru, daha doğru’ anlamında kullanılanesahh’tır.

Adana ağızlarının söz varlığındaki deppe sözcüğü ‘bakırdan yapılmış, kulplu, ağzı kapaklı güğüm’ anlamındadır. Bu sözcük de Arapça dabba sözcüğünden gelmektedir (Eren 1999: 106).

 Düğünlerde davulcunun çeşitli oyunlar oynadıktan sonra düğüne katılanlardan para toplaması Adana ağızlarında şaba ~ şabe olarak adlandırılır. Bu sözcük ise Farsçadaki şâbâşsözcüğünden gelmektedir.  Farsçada ‘aferin’ anlamında kullanılan sözcük, para verenlerin davulcuyu takdir etmeleri sonucu söylediği bir ünlem iken zamanla davulcuya verilen para anlamını almıştır.

dulda, diğer bölge ağızlarında olduğu gibi Adana ağızlarında da ‘kuytu yer, sığınılacak gizli yer’ anlamındadır. Bu sözcük ise Moğolca alıntıdır. Sözcük Moğolcada dalda şeklindedir ve ‘örtülü, gizli, saklı’ anlamlarındadır.

Adana ağızlarında ‘taranmış, temizlenmiş ve eğrilmeğe hazır hale getirilmiş yün veya pamuk yumağı’ bedirik ~ bedrik olarak adlandırılır. Eski kaynaklarda bedrük ~ bedrikşekillerinde geçen sözcük Ermeniceden bir alıntıdır (Eren 1999: 46). Ermenice patruyksözcüğü ağızlarımıza bedirik ~ bedrik şekillerinde geçmiştir.

‘Dert, keder, hastalık’ anlamındaki çor sözcüğü de Adana ağızlarındaki Ermenice alıntılardan bir başkasıdır. Sözcük Ermenicede č’oŕ şeklinde ve ‘üşütme; hayvan veya bitki hastalığı’ anlamlarındadır (Eren 1999: 98).

Ergenlik sivilceleriyle yüzünde yumrular oluşmuş kişilere Adana ağızlarında yüzü fıskıl fıskıl (fiskil fiskil) olmuş denir. Bu sözde geçen fıskıl (fiskil) sözcüğü ise Rumca φούσκα ‘sivilce, kabarcık, yanık kabarcığı; içi su dolu kabarcık’ anlamındaki sözcükten gelmektedir (Eren 1999: 145-146). ‘Taranmış keten veya kendir’ anlamındaki üskül ~ üsgülsözcüğü de Adana ağızlarındaki Rumca bir kalıntıdır. Rumca σκουλί ‘kendir’ sözcüğü ön seste /ü/ türemesi ile ağızlarımıza geçmiştir (Eren 1999: 428). Bu sözcüğün Adana’da özel ad olarak kullanımına da tanık oluruz.

Söz varlığı içerisinde deyimler de üzerinde durulması gereken ögelerdendir. Deyimler, dili konuşan toplumun anlatımdaki gücünü ve başarısını, benzetmeye, nükteye olan eğilimini ortaya koyar. Deyimler kimi zaman yüzyıllar boyunca değişmeden, kimi zaman sözcüklerinde değişmeler yaşayarak günümüze gelir (Aksan 1996: 31).

Adana Türkçesindeki deyimlere birkaç örnek vermek istiyoruz:

Zamanın kısalığı karşısında yapılması gereken işlerin çokluğunu ifade etmek içinakşam yakın yol ırak (BAAD 1996: 223) deyimine başvurulur.

Yaptığı kötü işlerden sonra iyi görünmeğe kalkanlar için armudu taşladın, elmayı taşladın da lâilahe illallaha mı başladın ? (BAAD 1996: 235) denir.

Bakmaz kıçının samsağına, çıkar dağın yükseğine (BAAD 1996: 247) sözü ise durumuna bakmadan boyundan büyük işlere kalkışanlara söylenir.

Uğursuz, kademsiz sayılan kişiler için ise basmadığı yerde kaldı bereket (BAAD 1996: 248) veya maşallah dediği yedi gün yaşıyor deyimleri kullanılır.

Atasözleri ise Adanalının yaşam deneyimi ile yüklüdür.  Her söz büyük bir anlam içerir.

Ağacın çürüğü özünden olur (BAAD 1996: 30) bir insandaki kötülüğün soydan geldiğini anlatır.  Yine şapı kaynatırsan olur mu şeker cinsini s..tiğim cinsine çeker sözü de aynı anlamdadır.  Al gördüğün kızını tuttur dolam dolam; al görmediğin kızını tuttur dolanı dolanı(BAAD 1996: 39) şeklindeki söz de yakın anlamdadır.

Tarımın, hayvancılığın, avcılığın yaygın olduğu Adana‘da bu yaşam biçiminden kaynaklanan ve gündelik hayata çeşitli örnekler getiren çok sayıda atasözü vardır:Alma alı, satma kırı, yağızın binde biri, ille doru, ille doru (BAAD 1996: 40)

Arap at kıl çulun içinde de belli olur (BAAD 1996: 44) sözü de soylu olanın her yerde kendisini belli edeceğini vurgular. Kör ineğin kör buzağısı olmaz ya, deli ineğin deli buzağısı olur (BAAD 1996: 166) sözü de huyun, deliliğin kalıtsal olabileceğini anlatır.

Atımına gelmez domuz olmaz (BAAD 1996: 49) sözü, ne kadar güçlü ve dikkatli olursa olsun herkesin tuzağa düşebileceği, ele geçebileceği belirtilir.

Yoluna koyulmuş bir işe karışılmaması gerektiği çatılı öküzün arasına girme (BAAD 1996: 78) sözüyle anlatılır.

El oğlu oğul olmaz, çam ağacı ağıl olmaz (BAAD 1996: 107) sözüyle çam ağacından ağıl yapılamayacağı gibi, başkasının oğlu da gerçek oğul gibi olamayacağı düşüncesi verilir.

Dağda atı olan evde yorulmaz (BAAD 1996: 84) sözüyle gündelik yaşamda atın gerekliliği vurgulanır.

Mertliğe, delikanlılığa önem veren Adanalının bu konuda söylenmiş pek çok sözü vardır:

Dostun belâsı düşmanınkinden üstün (BAAD 1996: 92) sözü ile dostun vereceği zarar anlatılmıştır.

Dost sekiz, düşman dokuz (BAAD 1996: 97) sözü insanın ne kadar dostu varsa ondan fazla düşmanı olabileceğini hatırlatır.

Doğa olaylarıyla gündelik yaşama örnek oluşturan atasözleri de dikkati çeker:

Dumanlı havanın gümenli güneşi olur (BAAD 1996: 99)

Yaz yağmuru bahtı barındırır.(YA, I, s. 145)

Adana ağızlarında ünlemler, hazır söz kalıpları, alkışlar da dikkat çekicidir.

Dede Korkut Kitâbında hayret, şaşma ifade eden  boy şeklindeki ünlem bugün Adana ağızlarında iki ünlemin birleşmesiyle abov (<a boy !) şeklinde kullanılır. Dede Korkut Kitâbında iki yerde bu ünlemin geçtiğine tanık oluruz:

Kısırça Yinge boy bu zaval geleçek delü beni görmiş gibi söyler didi, vardı yirinde oturdı.(DKK I, 146)

Boğazça Fatma aydur: Boy delü boğma çıkaraçak olança aybumuzı kakdı... (DKK I, 147)

Bu cümlelerde boy ünlemi ‘boooy !, eyvah !’ anlamındadır. (DKK II, 56)

Adana ağızlarında hayret ifade eden bir başka ünlem ise abari ~ abaru şeklindedir. Yüksekten bir yere, suya atlarken çıkarılan ünlem ise dello’dur. Seslenmelerde cinsiyete, yaşa göre gardaş, ciğerim, yeğenim, emmoğlu, kele bacım, bre babam gibi sözcükler kullanılır. Alkışlardan en sık kullanılanları gadasını aldığım, ocağı yanasıca‘dır. Kargışlar ise adı batasıca, soyhası çıkasıca, Allah canını alsın, bulutsuz günde başına yıldırımlar düşsünşekillerindedir.

Hiç şüphesiz Adana ağzının  söz varlığı burada değinilenden çok fazla sayıda sözcük, deyim, atasözü içermektedir. Bu ayrı bir araştırma ve incelemeyi gerektirmektedir. Bu yazımızda, Adana ağzının söz varlığı konusunda genel bir düşünce verilmeğe çalışılmıştır.





 Aslı burada >>

 http://turkoloji.cu.edu.tr/kisisel/akalin/adanasoz.htm

26 Eylül 2014 Cuma

KUŞ ÜZÜMLÜ TAZE PATLICAN DOLMASI


Malzemeler
15 dolmalık patlıcan
15 tatlı kaşığı pirinç
1 çay bardağı kuş üzümü
1 büyük kuru soğan
1 tutam maydonoz
1 tutam dereotu
1 Yemek kaşığı biber salçası
Tuz, yeni bahar, karabiber, kuru nane
2 yemek kaşığı nar ekşisi
Bolca sıvı yağ Ve 1 yemek kaşığı Zeytin yağı
2 kesme şeker

Hazırlanışı

  • Önce iç harcı hazırlayalım, pirinçleri iyice yıkayalım
  • Soğanı yemeklik doğrayıp pirince ekleyelim, salçayı baharatları kıyılmış maydonozu, dere otunu, nar ekşisini ve sıvı yağı ekleyip karıştıralım
  • Suda bir iki dakika beklettiğimiz kuş üzümlerini de ekleyip iyice karıştıralım.
  • Patlıcanların sap kısımlarını kesip oyalım
  • Oyulmuş patlıcanları su dolu bir kapta yıkayalım,
  • Yine su dolu bir kaba bir yemek kaşığı tuz ekleyip erittikten sonra patlıcanları bu suya bir iki kez daldırıp çıkaralım
  • Patlıcanları yarıya kadar dolduralım, hafif sıkarak fazla iç harcı içinden çıkaralım
  • Kapak olarak haşlanmış asma yaprağı veya oyulan içten kullanabilirsiniz.
  • Doldurduğumuz patlıcanları ağız kısımları birbirine bakacak şekilde sıkıca dizelim
  • Üzerine zeytin yağı gezdirelim, az tuz ekleyelim ve ortasına kesme şekeri atalım
  • Patlıcanların üzerini geçmeyecek Kadar su ekledikten sonra bastırık veya porselen tabak koyup kapağını kapatalım
  • Kısık ateşte patlıcanlar yumuşayana kadar pişirelim. 

Sıcak değil de ılık veya oda sıcaklığında tüketmenizi tavsiye ederim.  Günlerde sunmayı düşünürseniz 1 gün önceden de pişirebilirsiniz.


Afiyetle

23 Eylül 2014 Salı

DOMATES KABUKLARINDAN SALÇA YAPIMI

Her yıl konserve domates yapıyoruz ve kabukları çöpe gidiyor değil mi? Yani şahsen ben atıyordum ama bu yıl kabuklardan salça yapmayı bende denemek istedim ve çokta başarılı oldu..  Benim uyguladığım yöntemle anlatıcam sizlere, benim uyguladığım diyorum çünkü herkesin tarifi başka başkaydı ve ben hepsinden bir şeyler kattımda yaptım :)




  • Ben bu yıl 25 kg domates aldım, bir güzel yaptığım konserveleri bitirdikten sonra kabukları derin bir kaba alıp tekrar yıkadım
  • 25 kg.dan çıkan kabukların üzerine 2  yemek kaşığı kaya tuzu serptim, bir gün öylece beklettim
  • Ertesi gün iyice karıştırdım, 4 gün daha beklettim. 
  • Tabii bu bekleme süresince baya bir su bıraktı.
  • Toplamda 5 gün sonra suyunu süzdüm ve blender dan geçirdim, 
  • Bu aşamada tepsiye döktüm ve tekrar güneş gören bir yerde 1 gün daha beklettim
  • Kavanoza almadan önce bir kez daha blenderdan geçirdim ve üzerine bir çay bardağına yakın zeytin yağı ekleyerek kapağını kapattım ve buz dolabının alt rafına kaldırdım. Henüz kullanmadım ama tadı harika oldu tavsiye ediyorum.


21 Eylül 2014 Pazar

BEN BUNLARA BA-YIL-DIM